FÜME & SIFIR & AYI
Küçükken, 7-8 yaşlarımdayken, annem ve babam beni kedi sahibi yapmaya karar verdiler. Ve bir gün eve geldiğimde Siyam cinsi muazzam güzellikte bir kedi yavrusu beni bekliyordu. İlk zamanlarda o kadar korkaktı ki inanamazsınız. Birbirimize alışma sürecimizden sonra her gece göğsümde ya da ayakucumda uyuyan bir kedi oluverdi Füme. Küçücük halimle geceleri uyanıp "Nasıl acaba rahat mı şu an, aman uyandırmayayım" diye düşünürdüm. Fakat Siyam kedilerinin tipik özelliği olan muazzam prenseslik huyu bu küçük totide de vardı. Eve gelen misafirlerden hangisinin ondan çekindiğini hissedip bütün gece kucaklarından inmemek kayidesiyle hayatlarını 3-4 saatliğine zindan ederdi. 😁 Ne kadar tırmalaması, oynaması için oyuncak aldıysak da, hayır! O tabii ki de koltukları ve halıları tırmalayacaktı. 2 senenin sonunda maalesef annemin kararıyla babamın köyüne gönderildi ve beklendiği gibi evde doğup büyümüş bir kedi olarak vahşi hayata ayak uyduramadı. Bunun için hala ne kadar hayal kırıklığı ve kızgınlık duyduğumu hayal edemezsiniz. Şimdi, aktif olarak hayvan sahiplendirme yapan biri olarak, şunu savunuyorum: Günün birinde bu can için evinizi değiştirebilecek misiniz? Oldu da eşyalarınıza zarar verdi, sokağa atmayıp çözüm bulacak mısınız? Eğer cevabınız evetse, evet siz can sahiplenmeye hazırsınız. Ama bu konuya daha sonra geleceğim, başka bir yazının derdi olacak.
Üniversiteye kadar başka bir evcil hayvan sahibi olmadım. Üniversitede zamanındaki erkek arkadaşımla birlikte sokakta bulduğumuz iki köpeği sahiplendik. Güzeller güzeli, akıllı Sıfırımız ve obur, küçük kafalı, büyük patili Ayımız. İkisi de yavruydu, birlikte büyüdüler. O zamanlar o kadar ama o kadar "nasıl köpek bakılmaz"ın somut örnekleriydik ki, şu an dönüp baktığımda inanamıyorum. Ne aşılarının, ne iş-dış parazit ilaçlarının, ne kaliteli mamanın ne demek olduğunu, ne günlük egzersizlerin yerine getirilmesinin, ne de kısırlaştırmanın ne kadar gerekli olduğunun, hiçbir şeyin farkında değildik. Çok sonra Sıfır ve Ayı'yı kaybedip, şimdiki kızlarımı (Mocha ve Snowy) sahiplendikten sonra ne kadar çok hata yaptığımızı anladım.
Neden Sıfır? Neden Ayı? O zamanlar bir tiyatro grubumuz vardı: Tiyatro Sıfır. Sıfır da bizim maskotumuzdu. Ayı da ilk eve geldiğinde arka ayakları tutmuyordu ve her kucağa alışımızda, burada tasvir etmem çok zor ama deneyeceğim, "Hımmf" gibi bir ses çıkartıyordu ve köpekten çok, küçük bir ayıya benziyordu. 😍 Bu güzelliklere ev değiştirdiğimizde serbest olarak gezmelerine karar vermiştik. Sıfır her daim dışarda geziyordu (kısırlaştırılmadan!), Ayı ise gündüzleri bağlı, geceleri serbestti. Bağlamamızın sebebi de ne kadar dünyanın en uysal ve korkak köpeği olsa da boyutu bir Kangal köpeğinin cüssesinde olduğu için insanları çok korkutuyordu. Ve maalesef bu kararımızın sonucunda da bir gece bir insanoğlu tarafından zehirlenerek öldürüldüler. Bu satırları yazmak benim için çok zor. Pişmanlıklarımın, kalp kırıklığımın ama sonrasında ne kadar bilinçlendiğimin simgesi olarak hep kalacaklar. İlhan Selçuk'un çok sevdiğim bir yazısının girişiyle bitirmek istiyorum: "Sevdiğini kaybedince, insanın yüreğinde kırk mum yanarmış. Sonra her geçen günde mumlardan biri sönermiş. En sonunda geriye bir mum kalırmış. O tek mum yaşam boyu sönmezmiş, insan ölünceye dek içinde yanarmış..." Benim yüreğimdeki mumlar, kırk gün değil, 4 senedir sönmedi. Hiçbir canın kendisinin de, sahibinin de böyle bir acı yaşamaması dileğiyle...
Üniversiteye kadar başka bir evcil hayvan sahibi olmadım. Üniversitede zamanındaki erkek arkadaşımla birlikte sokakta bulduğumuz iki köpeği sahiplendik. Güzeller güzeli, akıllı Sıfırımız ve obur, küçük kafalı, büyük patili Ayımız. İkisi de yavruydu, birlikte büyüdüler. O zamanlar o kadar ama o kadar "nasıl köpek bakılmaz"ın somut örnekleriydik ki, şu an dönüp baktığımda inanamıyorum. Ne aşılarının, ne iş-dış parazit ilaçlarının, ne kaliteli mamanın ne demek olduğunu, ne günlük egzersizlerin yerine getirilmesinin, ne de kısırlaştırmanın ne kadar gerekli olduğunun, hiçbir şeyin farkında değildik. Çok sonra Sıfır ve Ayı'yı kaybedip, şimdiki kızlarımı (Mocha ve Snowy) sahiplendikten sonra ne kadar çok hata yaptığımızı anladım.
Neden Sıfır? Neden Ayı? O zamanlar bir tiyatro grubumuz vardı: Tiyatro Sıfır. Sıfır da bizim maskotumuzdu. Ayı da ilk eve geldiğinde arka ayakları tutmuyordu ve her kucağa alışımızda, burada tasvir etmem çok zor ama deneyeceğim, "Hımmf" gibi bir ses çıkartıyordu ve köpekten çok, küçük bir ayıya benziyordu. 😍 Bu güzelliklere ev değiştirdiğimizde serbest olarak gezmelerine karar vermiştik. Sıfır her daim dışarda geziyordu (kısırlaştırılmadan!), Ayı ise gündüzleri bağlı, geceleri serbestti. Bağlamamızın sebebi de ne kadar dünyanın en uysal ve korkak köpeği olsa da boyutu bir Kangal köpeğinin cüssesinde olduğu için insanları çok korkutuyordu. Ve maalesef bu kararımızın sonucunda da bir gece bir insanoğlu tarafından zehirlenerek öldürüldüler. Bu satırları yazmak benim için çok zor. Pişmanlıklarımın, kalp kırıklığımın ama sonrasında ne kadar bilinçlendiğimin simgesi olarak hep kalacaklar. İlhan Selçuk'un çok sevdiğim bir yazısının girişiyle bitirmek istiyorum: "Sevdiğini kaybedince, insanın yüreğinde kırk mum yanarmış. Sonra her geçen günde mumlardan biri sönermiş. En sonunda geriye bir mum kalırmış. O tek mum yaşam boyu sönmezmiş, insan ölünceye dek içinde yanarmış..." Benim yüreğimdeki mumlar, kırk gün değil, 4 senedir sönmedi. Hiçbir canın kendisinin de, sahibinin de böyle bir acı yaşamaması dileğiyle...
Yorumlar
Yorum Gönder